50001 ENERJİ YÖNETİM SİSTEMİ BELGELENDİRMELERİ

otel antalya

ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Nedir?

Enerji tüketen kuruluşlar için enerji kayıplarını ve enerji maliyetlerini minimize etmenin en etkin yolu enerjiyi verimli kullanmaktır. Enerjiyi verimli kullanmak için en iyi yol ise enerjiyi etkin bir şekilde yönetebilecek bir sistem oluşturmaktır. ISO 50001 standardı, kuruluşlara sürekli olarak politika üretme (amaçların değerlendirilmesi dâhil), eylem planlama, eylemleri uygulama ve sonuçları kontrol etme, ilerlemeyi gözden geçirme ve duruma göre politika ve amaçları güncelleme döngüsünden geçmesini sağlamak için sistematik araçlar sunan oldukça kapsamlı bir standarttır.
Enerji kullanarak faaliyetlerini yürüten tüm kurum ve kuruluşlar için ISO 50001 temelli bir enerji yönetim sisteminin kurulması ve uygulanmasından ciddi anlamda yararlar sağlayabilir
ISO 50001 standardının doğrudan yararları:
Enerji maliyeti tasarrufları
Günlük işlemlerde maliyetsiz ve düşük maliyetli enerji tasarrufu fırsatlarına öncelik
verilmesi
Daha az sera gazı emisyonu
Değişen enerji fiyatlarından daha az etkilenme
Daha az karbon ayak izi
İthal yakıtlara bağımlılığın azaltılmasıyla arz güvenliğinin artması ,
Personel arasında daha fazla enerji farkındalığı ve daha fazla katılım,
Enerji kullanımı ve tüketimi ile iyileştirme fırsatlarına ilişkin daha fazla bilgi
Bilinçli karar alma süreçleri
Gelecekteki enerji kullanımı daha iyi anlaşıldığı için azalan belirsizlik
Dolaylı yararları:
Olumlu tanıtım
İyileşmiş kurumsal imaj
İyileşmiş işletme verimliliği
İyileşmiş bakım uygulamaları
İyileşmiş güvenlik ve sağlık
İyi kurgulanmış bir Enerji Yönetim Sistemi (EnMS) ile, kuruluşunuzda hemen hemen hiç yatırım yapmadan enerji maliyetlerinizde %10 tasarruf sağlayabilirsiniz. Tesis otel konaklama kuruluşların öncelikle ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi belgelendirme faaliyetlerinde akredite hizmet sunabilen OSMED ve işbirliği adında EĞİTİM FEDERASYONU belgelendirme kuruluşudur. OSMED tarafından EnMS sisteminin ruhuna uygun etkin denetimlerle hemen hemen hiç yatırım yapmadan kuruluşunuzda %10’luk enerji tasarrufunu gerçekleştirebilirsiniz.
TEKNİK MÜDÜR VE 50001 ENERJİSİ verimlili belgenizi en kısa zamanda alınız ..

Afyon Kocatepe Üniversitesi

AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün Yeni Web Sitesi

ULUSLARARASI KATILIMLI 4. JEOTERMAL SEMPOZYUMU BAŞLADI

 21/02/2018 Kategori: Genel

Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından düzenlenen “4. Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Sempozyumu ve Sergisi” Akrones Otel’de düzenlenen açılış toplantısı ile başladı.

21-24 Şubat 2018 tarihleri arasında Jeoloji Mühendisleri Odası, Afyonkarahisar Valiliği, Afyonkarahisar Belediyesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ), Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası, Afyon Jeotermal Turizm ve Ticaret A.Ş (AFJET), Türkiye Jeotermal Kaynaklı Belediyeler Birliği (JKBB), Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER) ve Türkiye Maden Suyu Üreticileri Derneği (MASUDER) ortaklığında gerçekleştirilecek olan sempozyumun açılış programına Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burhanettin Çoban, AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak, İl Genel Meclisi Başkanı Salih Sel, Afyon Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Hüsnü Serteser, Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Sempozyum Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şakir Şimşek, AK Parti İl Başkanı İbrahim Yurdunuseven, AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İsa Sağbaş ile beraber il ve ilçe protokol mensupları, AKÜ öğretim elemanları, sektör temsilcileri ve öğrenciler katıldı.

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için jeotermal enerji

Sempozyumda açış konuşmasını gerçekleştiren Sempozyum Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şakir Şimşek, enerjide dışa bağımlılığı azaltma konusunda jeotermal enerjiden faydalanmanın önemini ifade etti. Ülkelerin enerji politikalarının yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneldiğini söyleyen Şimşek, “Jeotermal enerjide ilk olarak 1960’lı yıllarda başlatılan arama çalışmalarından sonra araştırmalar ve yatırımlar artmış, kullanımlar yaygınlaşmıştır. Günümüzde jeotermal sektöre özellikle devletin de verdiği destek ile her geçen gün yeni işletmelerin devreye alındığı bir gündem yaşanmaktadır. Ülkemiz dünyada elektrik santral kurulu güç artışında birinci, kurulu güçte de dördüncü sıraya yükselmiştir” dedi.

Jeotermal enerjiden pek çok alanda istifade edilebiliyor

Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Türkiye’nin jeotermal enerji konusunda dünyadaki şanslı sayılabilecek ülkelerden birisi olduğunu ve kullanımının 12 bin yıl önceye kadar uzandığını dile getirdi. Jeotermal enerjinin çok sayıda kullanım alanı olduğunu söyleyen Alan,  “Elektrik enerjisi üretimi, merkezi ısıtma ve soğutma, seracılık, endüstriyel amaçlı kullanımlarda proses ısı temininde ve kurutma işleminde, karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretiminde, termal turizm ve tedavide, kaplıca amaçlı kullanımda bu enerjiden yararlanabilmekteyiz” diye konuştu.

Afyonkarahisar termal turizmle beraber sağlık turizminde de yatırım aldı

Afyon Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hüsnü Serteser ise Türkiye’de turizmin çeşitlik kazanması ve 12 aya yayılması konusunda Turizm Bakanlığının çalışmaları olduğunu ve bu çeşitlendirme konusunda en önemli alanlardan birisinin termal turizm olduğunu kaydetti. Afyonkarahisar’ın termal turizm ile beraber sağlık turizminde de atılımlar yaptığını kaydeden Serteser, “Bu kapsamda, bazı otellerimiz klinik yetkisi almış olup, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezi oluşturarak uzman ekipler ile hizmet vermektedir. Ayrıca, ilimiz sadece termal ve sağlık turizminde değil, spor ve kongre turizminde de önemli gelişmeler sağlamıştır. Termal turizm sayesinde ilimiz spor turizminin gelişmesine de katkı sağlanarak son yıllarda önemli yatırımlara imza atılmış ve birçok spor tesisi yapılmıştır. Bu tesislerde her yıl ülkemizin güzide spor kulüpleri kamp yaparak ilimiz termal otellerinde konaklamaktadırlar” şeklinde konuştu.

Afyonkarahisar’ın jeotermal potansiyelinin farkındayız

Sempozyum paydaşlarından olan AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak ise AKÜ’nün Afyonkarahisar için öncelikli konular üzerine bilimsel araştırmalar gerçekleştirdiğini dile getirdi. Hem jeotermal enerjinin hem de Afyonkarahisar’ın potansiyelinin farkında olduklarını belirten Solak şöyle konuştu:

“2009 yılında Jeotermal-Mineralli Sular ve Maden Kaynakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni ve 2010 yılında Jeoloji Mühendisliği Bölümlerini açarak, bölgemizde jeotermal, mermer, endüstriyel hammadde gibi yer altı kaynakları ile deprem konulu AR-GE projelerinin hız kazanmasına vesile olmuştur. Jeotermal Araştırma Merkezimiz jeoloji, maden ve jeofizik mühendislerinden oluşan multidisipliner araştırma ekibi ve sahip olduğu jeofizik ekipmanlarla başta Afyonkarahisar ve yakın çevresi olmak üzere; Denizli-Aydın-Manisa-Kırşehir-İzmir gibi ülkemizin çeşitli yerlerinde toplam 35 adet proje yürütmüştür. Jeotermal başta olmak üzere, ilimizin öncelikli alanlarında üniversitemizin yatırımları hızla devam etmektedir. 2012 yılında kurulan AKÜ Uygulama ve Araştırma Hastanesine bağlı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniğimizde de 6 adet hidroterapi havuzu ve egzersiz havuzları hastalarımızın tedavi hizmetinde sürekli kullanılmaktadır.”

Yenilenebilir enerji kaynaklarının doğal kaynaklardan elde edilmesi sebebiyle çok büyük öneme sahip olduğunu vurgulayan Solak, “Rüzgâr, güneş ve jeotermal enerji gibi yenilenebilir kaynakların doğal kaynaklardan elde edilmesi ve sürdürülebilirliği olması nedeniyle enerji ihtiyacının karşılanmasında önemli pay sahibi olmaya başlanmıştır. Bu bağlamda; her geçen gün büyüyen jeotermal sektöründe yatırımlar sürekli artış göstermektedir” diye konuştu.

Yenilenebilir enerji tüm ülkelerin önemli gündem maddesi

Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burhanettin Çoban ise, kömür ve petrolden elde edilen enerji yerine yenilenebilir enerjinin hem Türkiye hem de dünya gündeminde önemli bir yer tuttuğunu ifade etti. Afyonkarahisar’ın termal turizmde herkesin bildiği bir şehir olduğunu söyledi…

OTELLER İÇİN ALTERNATİF ENERJİLER… GO GREEN…

Küresel ısınma araştırmaları ve sonuçlarını öğrendikten sonra teknolojilerin gelişmesiyle uygulanabilen ve bu gidişatı az da olsa yavaşlatmak veya durdurabilmek elimizdeyken neden uygulamayalım, neden daha karlı ve doğayı koruyabilen sistemleri aktifleştirmeyelim. Genelde zincir otellere örnek olmak maksadıyla son 4-5 senedir \”Go Green\” düşüncesiyle hareket edip gelişen teknolojiyle ayak uydurarak doğayı korumak adına ellerinden geleni yapıyorlar . Fakat bu düşünceyi Türkiye deki oteller ne kadar desteklemekte ve ne kadar uygulayabilmekte sorgulanmalı.!!

Genellikle otellerin uygulamaya çalıştığı her Yeşil düşünce karşısında genellikle ‘Dünya yı ben mi kurtaracağım ve kısa dönemli düşünerek ‘masrafa girmeye gerek yok anlayışı otelin hiç birşey yapmaması gibi nedenlere yol açabiliyor. Oteller yeşil projeleri uyguladığında bir kar elde etmiş, bu yüzden dünya çapındaki şirketler otellerine bu fikri benimsetmek için kendi çaplarında Go Green adlı projeler çıkartarak otellerin rekabetine sebep olmuşlar.

O halde niye bu fikirleri ve doğanın sunduğu olanakları kullanmayalım! Şu anda otellerimiz Go Green politikasını izlediklerinde neler mi kazanacak? Sorularına cevap olarak en basit bir şekilde; otelin masrafları azalacak böylece çıktısı azaldığı için daha fazla kar elde edecek Go Green i desteklediklerinde yapılan yeniliklerle hem müşteri potansiyelini arttıracak hem de cok güzel bir reklam kabiliyeti kazanmış olacak, ayrıca çalışanlar da otellerine övünç kaynağı olarak bakacaklar. Bu dediğim verilerin hepsi araştırılmış ve neredeyse genel geçer bilgi seviyesine ulaşmıştır.

Benim düşünceme göre otellerde iki aşamalı yeşil düşünceyi uygulayabilecekleri yöntem var 1- Sonradan uygulanabilen küçük dokunuşlarla oteli verimli ve kullanışlı hale getirmek ve çevreyi korumayı desteklemek.. 2-Otel kuruluş aşamasında alt yapı gerektirebilecek sonradan ilave edilemeyen ya da edilmesi güç olan fakat aynı derecede uzun ömürlü kazancına bakıldığında son derece karlı olan projelerdir.

1- Şu anda Türkiyede de çoğu otellimizin kullandığı bu bilincin reklamlar sayesinde oluşturduğu bir enerji tüketimi: enerji tasaruflu ışıklar ki çok kolay ve çok yaygın bir kullanımdır. Otellerin atıkları dünyada yaygın olarak kullanılan düşüncede kağıt cam plastik ve metallerin geri dönüşüme göndermektir. Japonya’da kullanılan diğer bir proje ise otelin yemek artıkları: Turkiye de herşey dahil sistemin olduğu bir durumda çöpe giden yemekle aşırı bir tüketimi izlemekteyiz. Biz bu yemek artıklarını hayvan çiftliklerine hibe edilecek ya da otel için faydalı duruma yani fermantasyona sokarak özel bir gübre haline getirilecek hem de bu fermanteden elde edilen özel bir sıvı ile otelin tuvalet temizliğinde kullanılan ilaçları karşılamış olunacak.

Diğer yaygın bir yöntem güneş panellerin kullanılması hem iç ısı kazanımı yani devir daim ile ısının yaydırılması hem de güneş enerjisiyle elektrik sağlanması. Diğer bir başka proje ise otel çatısına yapılan yağmur panelleri ve toplama yerleriyle yağmur suyunu depolayıp daha sonra bahçe sulamasında kullanılabilecek bir sistemin oluşturlması.

Bu bahsi geçen tüm projeler uygulaması kolay ve tedarikleri kolay ve fazla bir alt yapıya sahip olmadan otellerde uygulanabilecek karlı sistemler… Bu sistemler bir de teknik çalısmayı gerektirmeden toplumu bilinçlendirerek yapılan çalışmalar. Işıkların otel dolu gözüksün diye 24 saat açık tutan otellerde ısık tasarrufu için uyarı sistemleri, suyun boşa sarf edilmemesi için tasarruflu basınçlı çeşmelerin kullanımı ki uzun dönemde cok ciddi bir tasarruf sağlamaktadırlar.

2 Otelin ilk kurulumunda düşünülerek yapılması gereken projeler: Bu projeler fizibilite çalışması yapıldıktan sonra otelin konum imkan ve otel özelliklerine göre dizayn edilebilir ya da uygulanabilir. Rüzgar gülünden fikirle otelin çatısına ruzgar tirübini koymak otelimizin enerji tasarruflu çalışan aydınlatmayı sağlayabilir ki bazı otellerde 24 saat acık olan hem aydınlatma hem de klima da kullanılan elektrik tasarrufu sağlanması. Yağmur sularının biriktirilip daha sonra tuvalet temizliğinde kullanılmak üzere özel bir iç boru hattıyla otele dağıtılması. Otel odalarının güneş enerjili panellerle çevrilmesi bu cam paneller her odanın kendi elektriğini karşıladığı aynı zamanda odanın perde masrafından uzak bir proje ki otele gelen misafirlerin cam panele bir dokunusla güneş ışınlarını emip perde gibi odayı karanlığa bürümesi, bir dokunuşla sınırsız güneşin odayı ısıtıp güneş ışınlarıyla sarması ve bu her iki durumda da elektrik elde edebilmesi. Şimdilerde yükseğe daha yükseğe mantalitesiyle yeni kurulan otellerin asansörlerinde ileri düzey akıllı sistemlerin kullanımı ve bu asansörlere mıknatıs monte edilerek güvenli hızlı bir ulaşım ve enerji tasarrufu sağlamak. Butik oteller için lobiye kurulacak şömineyle odaların yerden ısıtılmasını sağlamak ve bunun için sadece su pompası, suyu taşıyacak boru sistemi ve borunun şömine içinden geçmesiyle basıt bir şekilde yeteriden fazla bir sıcaklığın sağlanması.

Bu gibi projelere sayısız altarnatif enerji tasarrufu ile ilgili plan ve projeleri bulabiliriz. Geleceğimiz, çevremize duyarlı olmayı ve uygulanabilirliklerini düşündüğümüzde insana neden olması dedirten projelerdir. En güzeli de bu projeleri uygulayan başka otellerin olması. O otellerde kalmak insana huzurun yanısıra doğaya bir ağırlığın olmadığı için mutluluk, doğaya barışık bir şekilde yaşamak, insana daha büyük haz ve dinlenceyi sağlıyor.

Otellerde Polyurea ve Poliüretan Kaplama

Kullanım Alanları

· Otel lobilerinde, gösteri salonlarında, sergi salonlarında yüksek mertebe dekoratif zemin kaplamalarında

· Su ihtiva eden yapılarının izolasyonunda (Depolar, Havuzlar , Göletler)

· Yürüme yollarında
· Otoparklarda araç sürtünmelerinden etkilenmeyen bir yüzey olarak,
· Teraslarda su yalıtımına kesin çözüm olarak
· Soğuk hava depolarında
· Çelik ve Metal yüzeylerin korozyona karşı korunmasında

· Endüstriyel & Üretim tesisleri , depolama & yükleme ve yüksek trafiğe maruz kalan zeminlerde.
· Atıksu arıtma, depolama, çöp depolama tesislerinde, kanalizasyon kaplamalarında
· Rafinerilerde, boru hatlarında iç ve dış kaplamalarda, gaz istasyonlarında
· Beton üzerine kaplamalar, ,beton yama ve çatlakların tamirinde

· Otopark ve Garaj Platformlarında

· Restoranlarda ve Mutfaklarda (Antibakteriyel)

· Depo Zeminlerinde (Antibakteriyel)

· Deniz suyuna maruz kalan kısımlarda kaplamalar
· Araç Kasası Kaplamalarında (Kamyon ve Vagonlarda)

· Fiberglas üzeri , polistren köpük üzeri kaplamalar Çatı ve Zemin Kaplamalarında

· UV direnci ve Renk Koruma Amaçlı Kaplamalarda

· Yüksek Darbe Dayanımı Gerektiren Alanlarda (Yeşil Teraslar ve Trafiğe maruz kalacak teraslar)

· Yüksek Rüzgar kaynaklı aşınmalara maruz kalacak alanların izolasyonunda

· Mermer, plastik, cam, ahşap, çelik, alüminyum vb. gibi çeşitli yüzeylerin kullanım ömrünü uzatmak amacı ile kaplamalarda

· Beton yüzeyine nem önleyici ana kaplama olarak

· Gemi Güverteler Kaplamalarında

· Çöp depolama tesislerinde,
Kullanılabilir…..

Sudaki Silikat’ın Su Sistemlerine Zararları
29 Ocak 2018 Pazartesi, 12:02
Tabii sularda bulunan “Silisyum” minerali içeren maddeler, sanayici dilinde “Silikat” olarak anılır. Silikat için doyuma ulaşan su içinden silikat kristal olarak çıkar ve su sistemi içinde istenmeyen yerlerde tıkanmalara ve ısı izolasyonuna sebep olur. Silikat sorununa karşı önlemler alınması işletme ekonomisi için çok önemlidir.

Silikat doğal sularda üç biçimde bulunabilir: Reaktif veya iyon şeklinde, iyon olmayan “kolloidal silikat” şeklinde ve kristal şeklinde. Kristal şeklindeki silikat tabii sudaki diğer katılar ile beraber su filtreleri tarafından giderildiği için işletmelerde pek sorun yaratmaz. Ancak, “kolloidal silikat” iyonize olmasa da, mikron ölçüsünden çok daha küçük boyutta bir katı olduğundan, bilinen su filtrelerinden geçer; ancak UF-Ultra Filtrasyon ile sudan ayrılabilir. Suda çözünmüş halde bulunan “İyon şeklindeki SİLİKAT”, suyun silikata doyumu sonucunda kristalleştiği için tesisata zarar verir. Ülkemizde sanayi tecrübesi ve su kalitesi bilinci arttıkça bu makalemiz anlamsız kalacaktır muhakkak. Ancak, henüz sudan kaynaklanan her kristalleşmeye “KİREÇ” veya “KİREÇLENME” dendiği için ve SİLİKAT kristalleşmesi az bilindiğinden bu makalemizin birçok okuyucumuzu aydınlatacağını umuyoruz.

Suda SİLİKAT, işletmelerin birçok cihazı için SORUN YARATAN bir maddedir: Enerji santrallarında, buhar kazanlarında, soğutma kulelerinde, ısı eşanjörlerinde ve ters ozmoz cihazlarında, sudaki SİLİKAT cihazlarda istenmeyen ve tamiri zor sorunların kaynağıdır, çünkü SİLİKAT camın hammaddesidir ve suyun silikata doyumu sonucunda kolay çözünmeyen KRİSTAL haline gelir ve “kalıcı” sorunlar yaratır.

Çok çözücü bir madde olmasına rağmen suyun, sıcaklığa ve basınca bağlı olarak SİLİKAT’a doyma sınırları vardır. Buhar kazanı, soğutma suyu sistemi ve ters ozmoz cihazı işletmeciliğinde suyun SİLİKAT’ı çözme sınırları üzerine çıkıldığında, SİLİKAT iyonu başka mineraller ile “Silikat Bileşikleri” oluşturarak metal aksam üzerinde yandaki resimde görüldüğü gibi cama benzeyen bir şekilde kristalleşir. Bu camsı maddeler, oluştukları yerde su geçişini engeller ve buhar kazanlarında ve eşanjörlerde ısı izolasyonu yapar ve sonuç olarak işletmenin randımanı çok düşer. Su sertliği ile oluşan taşların giderimi için asidik yıkamalar ile çözüm bulunuyorsa da SİLİKAT kristallerinin metal aksam üzerinden kimyasal yöntemlerle sökülmeleri son derece zordur. Bu sorunu yaşamamak için öncelikle besi sularının yılda birkaç kez analizlerinin yaptırılması ve analiz sonuçlarının iyi yorumlanıp, buna göre önlemler alınması önerilir. Laboratuar analiz raporlarında SİLİKAT “SiO2” olarak gösterilir.

Bu yazımızda önce işletme sorunlarına yer vereceğiz, suda çözünmüş olan silikatın giderimi veya zararının giderimi konusuna daha sonraki paragraflarda değineceğiz.

Buhar Kazanı ve Buhar Sistemine Silikatın Zararı

Şöyle bir olay yaşadık: Yeni kurulan bir sanayi işletmesinin danışmanı, buhar kazanını ve buharı çok iyi bilen bir mühendisti ve buhar kazanı besi suyu hazırlamak üzere bizden tandem su yumuşatma cihazı istedi. Danışman bize yalnızca suyun sertliğini bildirmişti, biz bu bilgiyi yeterli bulmadık ve suyun silikat değerini de ölçtürdük. Sudaki silikat değeri çok yüksekti ve su yumuşatma cihazı sudaki silikatı gidermediği için buhar kazanında kısa zamanda silikat kristalleri oluşacaktı ve kazanın ısı verimi çok düşecekti. Bu sebeple işletmenin danışmanına bu durumu bildirdik, su yumuşatma yerine ters ozmoz cihazı önerdik. Ancak danışman, bizim “ticari” davranıp yüksek bedelli bir cihaz satmak istediğimizi sanarak bizden ille de su yumuşatıcı istedi. Sonuçta biz tandem su yumuşatıcı imal edip teslim ettik. Ancak buhar kazanı yaklaşık 5-6 ay sonra silikat kristalleri ile doldu ve ısı verimi anormal azaldı.

Bu durum oluştuğunda danışman görevini tamamlayıp işten ayrılmıştı; biz müşteriyle karşı karşıya kaldık. İyi ki yukarıda anlattıklarım sözlü değil, yazışma olarak elimizde bulunuyordu. Müşteriye bu yazışmaları gösterdik ve o gün ters ozmoz sistemi siparişi aldık. Buhar kazanının silikat kristallerinden arındırılması zorlu bir işti ve 15 gün kadar işletme durdu: Çok pahalı bir duruştu!

Amerika Kazan İmalatçıları Derneği (ABMA) buhar kazanları içinde bulunan kazan suyu için maksimum SİLİKAT değerlerini aşağıdaki tabloda belirlemiştir. Bu değerler kazan besi suyu değeri değil, kazan içindeki suya ait en üst silikat değerleridir.

Buhar kazanı suyundaki silikat miktarı normalden fazla olduğunda buhar ile beraber silikat da buhar hattına gider, buhar vanalarında kristalleşerek vanaların çalışmasını engeller ve bazen daha da büyük işletme problemleri doğurur.

Enerji Santrallarındaki Türbinlere Silikatın Zararı

Buhar ile türbin çevirerek elektrik enerjisi üreten santrallarda, SİLİKAT maddesinin buhar ile beraber türbin kanatçıklarına gelmesi sonucu, kanatçıklar üzerinde sert SİLİKAT kristalleri oluşur. Sonuç olarak, yüksek devirde dönen türbinde “balans” problemleri yaşanır. Bunun sonucunda uzun günler süren türbin bakımları gerekir ve enerji santralı ekonomik zarara uğrar. Bu sorunu önlemek için buhar kazanı besi suyu hattı üzerine “on-line” Silikat Ölçen “Silikat Analizörü” konur, bu cihaz merkezi kontrol bilgisayarına silikat ölçüm sonuçlarını gönderir. Veya her gün çok sık besi suyu analizi yapılarak silikat değeri ölçülür.

Türbinli sistemlerde besi suyunda kabul edilen SİLİKAT değeri 5-10 ppb (milyarda beş-on) seviyesindedir. Bu seviyede Silikat ölçümü yapan “on-line” ve hassas laboratuvar cihazları piyasada bulunur.

Soğutma Suyu Sistemlerinde Silikatın Zararı

SİLİKAT ısı eşanjörleri ve soğutma kondenserleri içinde camsı sert tabakalar oluşturur. Bu problemin yaşanmaması için işletmeciler besi suyu analizini ve devridaim yapan soğutma suyunun analizini çok sık yaptırmalıdır.

Aynı buhar kazanı besi suyunda olduğu gibi, soğutma sistemi besi suyu da ters ozmoz cihazının ürettiği su ile beslendiğinde, sudaki silikatın en az %95’i ham sudan ayrılmış olacağı için soğutma suyu kullanan ısı eşanjörlerinde SİLİKAT sorunu yaşanmaz.

Ters Ozmoz Cihazı Mambranlarına Silikatın Zararı

Suyun içindeki safsızlıkların ve silikatın giderimi için ters ozmoz cihazı kullanılır. Ancak, doğru tasarım yapılmadığında veya doğru işletilmediğinde ters ozmoz cihazı da ham suda bulunan koloidal SİLİKAT ve iyon şeklindeki SİLİKAT sebebi ile tıkanır.

Ters ozmoz cihazı tabii sudan SAF’a yakın derecede su üretirken, mambranların “ham su” tarafında kalan su içindeki H2O olmayan her safsızlık ve silikat konsantre olur. Oysa suyun her madde için ve silikat için doyuma ulaşım sınırı vardır, bu sınır aşıldığı anda bu maddeler ve silikat KRİSTAL oluşturur ve ters ozmoz içinde oluşan bu kristaller bir taraftan suyun akışını engellediği için üretim debisi azalır; aynı zamanda cihaz, tasarlananın üzerinde yüksek iletkenlikte su üretir.

Silikatın ve Silikatın zararının giderimi

İşletmelerde kullanılan suyun tam analizi ve silikat miktarı periyodik olarak yılda 3-4 kez yaptırılırsa zaten sorunun yarısı halledilmiş sayılır. Tabii ki sertlik de sanayide çok önemlidir; ancak yukarıda yazdığımız gibi sudaki SİLİKAT ihmal edilecek bir madde değildir. Reçineli su yumuşatma cihazları ile sudaki sertlik kolayca gideriliyorsa da, sudaki SİLİKAT’ın giderilmesi ancak ters ozmoz sistemi veya demineralize cihazı ile yapılır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi suyun silikata doyma sınırları vardır. Bu nedenle, sudaki silikat miktarı çok yüksek değilse, sudan silikatın giderimi gerekmez, suyun silikata doyma sınırları kontrol altında tutularak işletme sağlanabilir. Silikat miktarının suda çok olduğu durumlarda ise buhar kazanından ve su soğutma sisteminden çok miktarda blöf yaparak silikatın zararını önlemek mümkündür; fakat bu yöntem ekonomik değildir. Bu durumda, proses suyunun hazırlanması sırasında silikatın da giderimi daha ekonomik olur. Silikatın giderimi ile ilgili yapılacak yatırıma karar verebilmek için blöfler ile atılan su, enerji ve kimyasalların ekonomik değeri hesaplanır; bu değer ile silikatı giderecek yatırımın maliyeti karşılaştırılır (Her işletme için ekonomi anlayışı ve stratejisi değişik olduğundan bu yazıda rakamsal değerler vermedik).

Bugünkü teknikler içinde silikatın giderimi için en uygun yöntem Ters Ozmoz sistemidir. Ters Ozmoz tekniği sudan yalnızca silikatı gidermekle kalmaz, sertliğin %99’unu ve diğer minerallerin yaklaşık %95’ini sudan ayırır, buhar kazanı ve soğutma suyu sistemi için çok mükemmel su üretir. Mineralleri %95 azaltılmış bir su ile beslenen buhar kazanında blöf miktarları %95 kadar azalacağından, çok büyük işletme ekonomisi sağlanır; çünkü özellikle buhar kazanından blöf sırasında yüksek miktarda “ısı enerjisi” atılır. Çift reçineli klasik “Demineralize” sistemi ile de silikatın, sertliğin ve diğer minerallerin giderimi mümkünse de, ters ozmoz’a kıyasla bugün için “Demineralize” sistemini işletmek daha zahmetli olmaktadır. Çünkü “Demineralize” sistemi su yumuşatıcı gibi doyuma ulaşan reçineler ile imal edilir ve 24 saat durmadan proses suyu elde etmek için çift/ tandem “Demineralize” sistemi kurmak gerekir ve bu da çok yer kaplar. Ayrıca “Demineralize” sisteminde iyon değiştirici reçinelerin doyumunun giderilmesi, yani rejenerasyon sırasında sistem asit ve kostik harcar, bu da işletmeci personel için kullanımı riskli kimyasallardır.

Enerji santrallarında SİLİKAT 5 – 10 ppb (Milyarda bir ölçüm seviyesi) gibi çok düşük seviyelerde istenir. Bu durumlarda ters ozmoz sistemi genelde çift kademeli olarak tasarlanır ve ters ozmoz sonrası su EDI (Elektro-Deİyonizasyon) adı verilen bir teknoloji ile iyice saflaştırılır. EDI üretim suyu 0,06 mikroS/cm seviyesinde saf su ürettiği için, bu kadar saf su içinde SİLİKAT miktarı ölçülemeyecek kadar az olur.

Sonuç Olarak: İşletmelerde suyun sertliğine dikkat edildiği kadar sudaki SİLİKAT’a da önem vermek, işletmeye gelen ham suyun analizindeki SİLİKAT miktarını işletmenin proses suyu ihtiyacına göre iyi yorumlamak ve SİLİKAT’ın yaratacağı sorunlara karşı önlemler almak, işletmeye ekonomik kazanç sağlar.

Filiz Karaosmanoğlu
SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM / Yepyeni yıla enerjik başlamak

Her yeni yıl, yeniye başlamak için bir tetikleme yapar. Kişisel planların yaşama geçirilmesi için gayret başlarken, kamu ve iş dünyası yeni planlama ve hedeflerle işe koyulur. Yeni güzeldir. Yeni heyecandır. Yeni enerjidir. Yeniyi, geleceği düşünmek, umut etmek enerjimizi artırır. 1981 yılından bu yana, ocak ayının ikinci haftasında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Enerji Verimliliği Haftası kutlanırken, dokuz yıldır Enerji Verimliliği Forum ve Fuarı gerçekleştiriliyor. Böylece her yeni yıla, en temiz enerji kaynağı “Enerji Verimliliği” ile başlıyoruz.
Türkiye’mizin geçmişine baktığımızda, tasarruf kavramının devletimizin genç yıllarına dayandığını görüyoruz. Yazarken ve konuşurken tekrarlamaktan gurur duyduğum bilgi şu şekilde: 30’lu yıllarda dünyada ekonomik kriz yaşanırken genç Türkiye Cumhuriyeti Millet Meclisi’nde Aralık 1929’da ilk kez ekonomik zorlukların aşılması için yapılması gerekenler içinde yerli kaynakların kullanımı ve tasarruf da görüşüldü.

Başbakan İsmet İnönü konuşmasında “Aklı eren bütün vatandaşların şuurunu uyandırmak üzere devletin bütün kuvvetlerini harekete geçireceğiz” dedi. Meclisin bu çalışmasını Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk telgraf ile kutlarken “Bütün milletin fiili tasvibi iktisadi mücadelemizde muvaff akiyetimiz için pek kıymetli bir teşviktir efendim” dedi.

Konunun halka anlatılarak benimsetilmesi hedefi ile Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kuruldu. Atatürk’ün himayesine aldığı cemiyetin amaçlarında, halkı israfl a mücadeleye, hesaplı ve tutumlu yaşamaya ve tasarrufa alıştırmak, yerli malı kullanımı ve üretimlerini artırmak vardı. Enerjiye erişimin tüm dünyada sınırlı olduğu o günlerde, enerji verimliliğinden söz edilmiyordu. Elektrik ve akaryakıt var ya da çoğunlukla yoktu. 1935 yılında Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE), yeni adıyla Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü (YEGM) kuruldu.

Bugün, Enerji Verimliliği Kanunu (2007), Enerji Verimliliği Strateji Belgesi (2011-2023) ve Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı (2017-2023; UEVEP; 2 Ocak 2018), yürütücü kurumun YEGM olduğu Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu var. En önemlisi günbegün güçlenen enerji sektörümüz ile hepimize düşen sorumluluklar var. Enerji yaşamımızda her yerde olduğundan, enerji verimliliği konusunda yurttaşlara ve nerede ise tüm kamu birimlerine görev düşmekte. Her verimli kullanılan enerji, tasarruf miktarını geleceğe taşıyacağından, enerji girdisi kaynak verimliliğinin olmazsa olmaz gerekliliği olduğundan, enerji verimliliği sürdürülebilir üretim-tüketim-hizmetin lokomotifidir. Diğer deyişle, enerji üretilirken ve tüketilirken çifte kaynak verimliliği potansiyeline ve bu potansiyele bağlı olarak çifte sera gazı salım azaltımı gücüne sahip olduğundan, enerji verimliliği iklim değişimi ile mücadelenin en kuvvetli araçlarının lideridir. Enerji-çevre ilişkisinde enerji verimliliği mühimdir. Bu nedenlerle, enerjinin ekonomimize bedeli yanında, güzelim yerküremize bedelini hiç unutmaksızın, Atatürk’ün bildirdiği gibi enerji verimliliği için “Bütün milletin fiili tasvibi” konusuna odaklanmak gerekir. Yurttaştan endüstriye enerji verimliliği kültürüne sahip olmak gerek.

2018 yılı UEVEP ile enerji verimliliği seferberlik yılı olacak. Enerji verimliliği yerli-yenilenebilir-en temiz enerji kaynağı olarak işte, evde, okulda, yolda öncelikli olurken, YEGM yaygın tanıtım ve bilinçlendirme uğraşı verecek. Bu yıldan başlayarak Enerji Verimliliği Forum ve Fuarı baharda olacak. 29-30 Mart 2018 tarihinde, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda 9. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı (EVF) gerçekleştirilecek. 9. EVF Danışma Kurulu Toplantısı, 11 Ocak günü kamu, akademi ve sivil toplum katılımı ile gerçekleştirildi. Verimli çalıştık. Yola devam.

İTÜ Öğretim Üyesi Prof.Dr.Filiz Karaosmanoğlu tarafından kaleme alınan Sürdürülebilir Yaşam köşesi, SÜT-D işbirliği ile hazırlanmıştır.

50001 ENERJİ YÖNETİM SİSTEMİ BELGELENDİRMELERİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön