Hidrolik enerjinin gelişimi küresel ölçekte giderek tartışılan bir konu olarak gündemde yer alıyor. Özellikle küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve artan enerji talebini karşılamak için doğal gaz, petrol, kömür gibi kaynaklara kıyasla daha temiz ve yenilenebilir bir kaynak olduğu gerekçesiyle hidroelektrik sektörünün gelişimi devletler tarafından teşvik ediliyor.

Ancak, hidroelektrik santrallerin (HES) inşaat ve işletme süreçleri, doğaya ve insanlara yönelik çok büyük ve geri dönüşü mümkün olmayan etkilere neden olabiliyor. Hidroelektrik yatırımlarının çevresel ve sosyoekonomik etkilerinin boyutu, enerji üretimi faydasının üzerine çıktığında ise, sürdürülebilirlikten söz etmek mümkün değil. Diğer bir deyişle, “yenilenebilir” her zaman “sürdürülebilir” değil. Sürdürülebilir hidroelektrik gelişimi için dengeli bir planlama gerekiyor.

Türkiye’de son 20 yılda kişi başına düşen yıllık su miktarı, 4.000 m3’ten 1.519 m3’e düştü ve ülkemiz “su kıtlığı yaşayan ülke”ler grubuna dahil oldu. Yapılan modellemeler, küresel iklim değişikliğinin Türkiye’yi öncelikle sıcaklıklarda artış ve yağışlarda azalma, yani kuraklıkla vuracağını öngörüyor. Başta sıcaklık, yağış ve akış olmak üzere iklim şartlarındaki değişimlere duyarlı bir enerji türü olan hidroelektrik enerjinin, suyu tükenmek üzere olan Türkiye’de dikkatli bir planlamayla ele alınması gerekiyor.

Ülkemizde hidroelektrik enerjinin gelişimi, enerjide arz güvenliğini sağlamak amacıyla, yerli ve yenilenebilir bir kaynak olduğu gerekçeleriyle teşvik ediliyor. Hidroelektrik enerjinin gelişimi, rüzgâr ve güneş gibi diğer yerli, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarının gelişiminin önüne koyuluyor. “Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Stratejik Belgesi”yle 2023 yılına kadar teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilecek hidroelektrik potansiyelinin tamamının elektrik enerjisi üretiminde kullanılması hedefi konuldu.

Ülkemizde 17.372 MW kurulu güce sahip 303 adet HES halihazırda işletmededir. İnşaat halinde ve inşaatına henüz başlanmamış toplam 1340 HES projesinin ise toplam kurulu gücü 30.125 MW’dır . Bu projelerin tamamının hayata geçirilmesi durumunda, nehirlerimizin sağlığının, sundukları hizmetlerin ve biyolojik çeşitliliğimizin ülke genelinde önemli ölçüde hasara uğraması kaçınılmazdır. Hâlihazırdaki HES planlama, inşaat ve işletme süreçleri ise sürdürülebilirlikten uzaktır ve HES’lerin nehirlerimiz üzerinde ciddi tehdit oluşturduğu bir gerçektir.